Matematik Öğretmeni
Yazan Olcay Güner   
 

Okunma Sayısı : 3779

Image “Yine mi matematik öğretmeni! “ diye öfkeyle kapıyı çarptı Aslı.Bu eve gelen 5. matematik öğretmeni olacaktı. Aslı’nın ne matematik ile ne de matematik öğretmenleri ile yıldızı bir türlü barışmıyordu. Daha anaokulu yıllarında iken başlamıştı matematik canavarı ile savaşı. Saymak, arttırmak, eksiltmek, çarpmak, bölmek... Nefret ediyordu bu kelimelerden! Hele annesinin sesini en tatlı hale bürüyerek “Aslı’cığım ne dersin biraz problem çözelim mi” ile başlayan ve “Ahmet artık dayanamıyorum, babası olarak biraz da sen çalıştır!” haykırmaları ile biten matematik sınavı önceleri bir kâbustan farksızdı. Her tür öğretmeni denemişlerdi yumuşak, disiplinli, genç, oyun ile öğreten.... Ama hiçbir öğretmen Aslı’nın inatla tekrarladığı hatalara dayanamıyordu. Son öğretmeninin sabrını taşıran olay, Aslı’nın 15. derste bile ısrarla toplama ve çıkarmaya soldan başlamaya kalkması idi. Sadece derslerde mi, Aslı’nın günlük hayatında da matematik başına belaydı. Bakkaldan 8 Liralık alışveriş etse, uzun süre bakkalda hangi parayı vereceğini düşündükten sonra, 5 lirayı uzatıveriyor ve paranın üzerini bekliyordu. Bir kaç kez mahcup olunca artık bakkala gitmeyi de kesinlikle reddetmeye başlamıştı.

Aslı’da, öğretmeni de, ailesi de bu garip hataların nedenini anlamıyorlardı. Ailesi ve öğretmenler Aslı’nın matematik dışında pek çok şeyde son derece başarılı olduğunu görüyorlardı. Örneğin, mükemmel şiirler yazıyor, okuldaki resim yarışmasında birinci oluyor, başarılı bir biçimde sınıf başkanlığı yapıyor, bilgisayarda harikalar yaratıyordu. Herkes zekâsından ve terbiyesinden emindi ama sıra matematiğe gelince sanki onlarla alay etmeye başlıyordu. Elde hesabı yapılması gereken işlemlerde eldeyi kesinlikle unutuyor, sayıları zaman zaman ters okuyup, yazıyor, dört basamaktan fazla olan sayıları okumakta güçlük çekiyor, çarpım tablosunu ezberleyemiyordu. Söz konusu olan matematik olduğunda ona neler olduğunu Aslı da kavrayamıyordu. Ama çok iyi bildiği bir tek şey vardı: Matematikten NEFRET ediyordu! Ve yeni bulunan öğretmeni de asla kabul etmeyecekti!

Sonunda Aslı’nın matematik ile ilgili problemini çözmek üzere bir psikologa danışmaya karar verdiler. Uzun görüşmeler ve incelemeler sonucunda Aslı ile matematik arasına giren kara bulutların nedenini açıklandı. Aslı’nın zekâsı son derece parlak idi. Sorun “Dyscalculia” (diskalkuli) veya diğer adıyla “Aritmasteni” idi Yani “Matematik Öğrenme Bozukluğu”! Bu bozukluğa sahip olan her çocuğun matematiği öğrenmede ve kullanmada yetersizlikleri oluyordu.

Aslında “Özel Öğrenme Bozukluğu” gösteren çocukların büyük bir bölümü matematik öğrenirken zorlanır. Ancak bazı çocukların sadece matematik alanında zorlukları vardır. Bu zorluklar “Aritmetik Disorder”, “Dyscalculia”, “Matematiksel Bozukluk” veya “Matematik Öğrenme Bozukluğu” şeklinde adlandırılır. Bu bozukluğa sahip olan çocukların matematik öğrenmede ve kullanmada yetersizlikleri vardır. Bu çocukların hepsi normal veya normalin üzerinde zekâya sahiptir.

Matematik bütün kültürlerde aynı olduğu için evrensel bir dil olarak kabul edilmiştir. Sembolik bir dil olan matematikle uğraşırken pek çok yeteneğimizi kullanmamız gerekir. Bu yeteneklerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz: Kavrama, bilgi kaydetme, kaydedilen bilgiler içinden doğru olanı seçme, mantık ilişkisi kurabilme, sıralama (önce-sonra), soyut sembolleme, gruplama, miktar ilişkileri, görsel-işitsel dikkat, hafıza vb. Bu yeteneklerden birinde, birkaçında veya tümünde güçlükleri olan çocuklar (dereceleri birbirinden farklı olmak üzere) matematik alanında zorlanırlar. Yukarıda sözü edilen matematiksel yeteneklerin pek çoğunun yeterli düzeyde olup olmadığı bazı testler (yapılandırılmış görüşmeler, soru formları ve değerlendirme formları ışığında) ile saptanabilir. Testler bu konuda uzmanlaşmış bir psikolog tarafından yapılmalı ve yorumlanmalıdır. Yorumlama aşamasında sınıf öğretmeninden ve aileden alınacak bilgilerin, çocukla yapılan ön görüşmenin çok önemli bir yeri vardır.

Önceleri hiç bilinmeyen bu sorunun farkına varılmasıyla rastlanma oranı günden güne artmaktadır. Genel olarak görülme sıklığı %10 olarak kabul edilir. Ancak sıklığın %25-50 olduğunu iddia eden araştırmalarda vardır.Anaokulu yıllarında da fark edilebilmesi için birkaç küçük sinyal vardır. Ancak ilkokul çağında matematiksel öğrenme bozukluğu daha kuvvetli sinyaller göndermeye başlar ve fark etmek daha kolaydır. Bu konuda da ailelere şu gözlemleri dikkate almaları önerilebilir:

· Çocuğunuzun sayı sembollerine geometrik şekilleri, harfleri kopyalamakta zorlanıyorsa (6 yerine 9, ev yerine ve 31 yerine 13 gibi...) önemli bir bulguyu gözlüyorsunuz demektir. Bu bulgular görsel algı ve görsel motor kusurlarıdır. Genellikle bu çocukların yazıları da kötüdür. Sayıların değerlerini algılamakta da güçlük çektikleri ve doğru yazamadıkları için de hesaplamalarda hata yaparlar.

· İşlem yaparken çocuğunuz sürekli 10 parmak hesabı yapıyor, 10 parmağı geçen işlemlerde hata yapıyor, sonucu kafadan atıyorsa bu da önemli bir bulgudur.

· Çocuğunuz çok çabuk kayboluyorsa, yolunu bulmakta güçlük çekiyorsa, sabah ve öğleni karıştırıyorsa, saatin, dakikanın ve saniyenin ne kadar olduğunu tahmin edemiyorsa, bir işin ne kadar uzun süreceğini kestiremiyorsa, toplama ve çıkarma işlemlerine soldan başlıyorsa bütün bunları göz ardı etmeyin. Matematiksel güçlüğü olan çocuklar yön ve zaman kavramlarında zorlanırlar.

· Çocuğunuz “toplama yap” vb. dendiğinde temel matematik işlemlerinin kurallarını otamatik olarak uygulayamıyor, cevaba ulaşmak için çok büyük zaman ve çaba harcıyorsa ; “küp çiz”, “eşkenar dörtgen çiz” vb. dendiğinde şeklin resmini nasıl çizeceğini hatırlamıyor ise bunu dikkate alın. Çocuğunuzda hafıza problemleri olabilir. Hafıza matematik alanında önemli bir yetenektir.

· Bazen de dil yetenekleri gelişmiş olan çocuklar matematikte zorlanırlar. Çünkü arttırma, eksiltme, basamak değeri, komşu basamaktan onluk alma, eldeli işlemlerde elde tutma gibi kavramların anlamlarını karıştırırlar. Karmaşık bir dille ifade edilen problemleri anlamakta zorlanırlar. Dil yapısını anlamayınca da çözüm için gerekli planı ve matematiksel işlemleri yapamazlar.

· Bazen de çocuklar probleme yaklaşım ve çözüm konusunda yeterli stratejiye sahip olmamaları nedeni ile matematikte zorlanırlar. Bu tür çocuklar bilgiyi hatırlama, geri çağırma, starateji geliştirme ve uygulama konularında yavaş olabilirler. Fakat uygun eğitim verildiğinde matematiksel staratejileri edinip kullanabilirler.

Bu tür bulgular veren bir çocuğu sosyal çevresi, ailesi, öğretmenleri, diğer alanlarda başarılı olan bu çocuğun kendileriyle dalga geçtiğini, canı istemediği için başarısız olduğunu düşünürler. Çocuğun şımarıklığından kaynaklandığı düşünülerek genellikle baskılı ve zorlayıcı bir tarzda davranılır. Bu yöntem sonuç vermeyince yumuşak bir yaklaşıma geçilir. Ama çocuk çoktan pes etmiş olur. Matematikle ilişkili her şeyden, herkesten ve her yerden kaçar bir hale gelir. Genellikle bir psikologa başvurmak son çare olarak düşünülür. Genellikle de zekâsı hakkında bilgi edinmek için!

Çocuk için oldukça zor olan bu şartlar altında, çocuğun kendisi ile ilgili düşünceleri de olumsuz şekiller alır.

“Matematiği yapamadığıma göre ben pek akıllı değilim” diye düşünmeye başlar. Matematik konusunda çevredeki herkes üzerine gelmeye başlayınca da ürker, sıkılır, dönem dönem yeniden, çabalar. Ama olmayınca matematiğe küser. Bazıları bundan dolayı çok büyük güvensizlik ve suçluluk duyguları geliştirirler.

Şayet çocuk matematik kaygısı ve matematiğe duygusal reaksiyon geliştirdiyse işler iyice sarpa sarar. Çünkü artık matematik problemleri ile karşılaştığında donup kalmaya başlar. Sahip olduğu bilgiyi hiç kullanamaz ve transfer edemez hale gelir. Ayrıca pek teoriye göre herhangi bir alanda öğrenme güçlüğü olan çocukların öğrenmeye biyolojik olarak hazır olmalarında da (özellikle dikkatlerinde) problem vardır. Günlük yaşamda değişik durumlar değişik uyanıklık ( hazır olma) seviyelerini geliştirir. Düşük seviyede uyanıklılık evde dinlenirken, orta seviyede uyanıklık ise matematik öğrenirken sahip olmamız gereken seviyedir. Baskıcı bir okul sistemi öğrenciyi aşırı uyanık olmaya iterse anksiyeteye yol açar. Bu da düşünememe, organize olamama, reddetme ve matematik fobisi gibi problemler doğurabilir.

Matematik Öğrenme Bozukluğuna sahip çocuklar bir psikolog tarafından özel eğitim çalışmasına alınır. Bu çalışmada çocuğun yetersiz olan yetenek alanlarına hitap eden egzersizler yaptırılır. Egzersizler defter çalışmaları, çalışma kâğıtları ve bilgisayar programları dâhilindedir. Çocukların hoşlanarak yapacakları eğlenceli bir tarzda geliştirilmiştir. Özel eğitim çalışmalarının süresini belirlemek güçtür. Ancak uzun süren bir çalışmadır. En az 6 ay sonra testler tekrarlanır ve yetenek alanlarının yeterince gelişip gelişmediği kontrol edilir. Yeterli düzeyde bir gelişim kaydedilirse özel eğitim çalışmalarına son verilir. Ancak çocuk belirli bir süre aralıklı kontrol görüşmelerine çağırılır. Bu aşamaların sonunda çocuk akademik yaşantısında önemli bir pürüz yaşamaksızın yol almaya başlayacak, eski sıkıntılarını unutacaktır.

Özel eğitim çalışmaları esnasında uzman, aile ve öğretmen üçgeni iyi bir işbirliğine girerlerse gelişim süreci hız kazanır.

Problem ne kadar erken tanınırsa o kadar çabuk çözülecektir.

Matematik Öğrenme Bozukluğu çözümü olmayan bir problem değildir. Ancak ailelerin ve öğretmenlerin dikkatli gözlemleri ışığında doğru bir uzmana başvurulması büyük bir önlem taşımaktadır.

MATEMATİK ÖĞRENME BOZUKLUĞUNUN KOLAYCA GÖZLEMLEYEBİLECEĞİNİZ BELİRTİLERİ (Bu belirtilerin tümü birden aynı çocukta gözlenmeyebilir.)

· Normal ya da normalin üzerinde bir zekâya rağmen, matematik başarısızlığı

· Dikkatsizlik

· Aşırı hareketlilik veya aşırı yavaşlık

· Dağınıklık, organize olamama

· Yön hataları (sağını-solunu ayırt edememe, işlemlere ters yönden başlama vb.)

· Çarpım tablosunu ezberlemede zorluk

· Saati öğrenmede zorluk

· Mesafelerin uzunluğunu, ne kadar zamanda kat edebileceğini tahmin etmede büyük hatalar

· Eldeli hesaplamalarda başarısızlık

· Onluk bozmada başarısızlık

· Basit geometrik şekilleri çizememek

· Miktar ve para hesabını yapmada zorluk

· İşlemlerde sürekli 10 parmak kullanmak

· Matematiksel terimleri, kavramları, işlemleri birbirine karıştırma, anlayamama

· Problem çözerken strateji geliştirememe


Klinik Psikolog, Olcay Güner

Davranış Bilimleri Enstitüsü

www.dbe.com.tr

yazarımızın diğer yazıları için tıklayınız


   

Okuyucu yorumları  
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 

Yorum Sayısı: 2 / 2

matematik kabusu

Yazan:: sema (Misafir) Tarih: 11-11-2009 16:58

matematik kabusu

Yazan:: sema (Misafir ) Tarih: 11-11-2009 16:58

15 yıllık öğretmenim oğlum 7.sınıfa gidiyor ve biz bunca yıl böyle bir sıkıntıdan haberdar değildik.bu konuda nereye ve nasıl başvurabiliriz bilgilerinizi paylaşırsanız çok sevinirim

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

» Yorumu cevapla...

MAT.e.MAT.ics

Yazan:: Fırat KILIÇ (Misafir) Tarih: 03-03-2009 13:18

MAT.e.MAT.ics

Yazan:: Fırat KILIÇ (Misafir ) Tarih: 03-03-2009 13:18

Bir birimizi MAT ettikten sonra ne olacak. Bilinçaltına öğretin matematiği determinist insanlar yaratın sonra bu dünya niye böyle diyin. Kafanızda ileri simülasyon yapıyorsunuz peki geri simülasyon yapabiliyormusunuz? Ondan sonra sitenize gezegenin 100ay.ı kaldıyı ekliyorsunuz. Sitenin adı bilinçlianne fln. oluyor. En iyi anneler yeşildağlarda köyler de ıssız yerlerdeki anneler benim için. MATEMATİK insana yakışmayan bir şey. Santranç.ta herzaman 1galip olur. Annelerimiz erkek çocuklarını birbirine kırdırmak için büyütüp yetiştiriyor ANNELERIMIZ bizi SEVMİYOR. Hayat yaşama yeri değil ÇALIŞMA

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

» Yorumu cevapla...

Yorum Sayısı: 2 / 2



Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
 
Yorum
 
Kullanımdakı İşaretler: 600
   Daha sonraki Yorumlar hakkında beni haberdar et
   
   



mXcomment 1.0.9 © 2007-2010 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
 

Dünya Aşkına


NASA, Dünya'yı gerçekleşecek Güneş fırtınasına karşı uyardı ve tarihini de verdi!

10 Haziran 2010

milliyet.com.tr
Devamını oku...
 


hurriyet.com.tr  
2 Eylül 2009

Son yıllarda, zaman zaman ABD'de, zaman zaman Avrupa'da, arıların esrarengiz biçimde ortadan kaybolduğu yolundaki haberler sıkça gündeme geldi. Bilim adamları ise arıların olmadığı bir dünyada, yaşamın da yok olacağı uyarısını hep yaptı.


Şimdi ise arıların esrarengiz kayboluşuna açıklık getirebilecek ilginç bir araştırmanın sonucu ortaya çıktı. Hindistan haber ajansı "Press Trust of India"da yer alan habere göre, ülkenin güneybatısında bulunan Kerala eyaletindeki baz istasyonları, bölgedeki bal arıları için büyük tehlike oluşturuyor.

Bunun üzerine, çevreci zooloji profesörü Dr. Sainudeen Pattazhy'nin başlattığı araştırma, cep telefonlarının, çiçeklerin özünü toplayan işçi arılarının ölümünde etkili olduğunu gösterdi. Kerala'nın çeşitli noktalarında yapılan arıkovanı ölçümlerinde, arıların azaldığı belirlendi.

Dr. Sainudeen Pattazhy "Eğer baz istasyonlarının hızla artması engellenemezse, gelecek 10 yıl içinde bölgedeki bal arılarıı tamamen yok olacak" dedi.

Patthazhy'nin yaptığı bir deneyde, bal kovanının yanına yerleştirilen cep telefonunun koloniyi 5- 10 gün içinde dağıttığı ortaya çıktı. Cep telefonunun yaydığı manyetik alan nedeniyle işçi arılarının kovana dönemedikleri gözlemlendi.
Devamını oku...
 

Okyanus suyu küresel ortalama sıcaklığı, ölçümlerin başlatıldığı 1880 yılından sonraki en yüksek düzeyine çıktı.
Devamını oku...
 



Devamını oku...
 


Savaş Karakaş (41), 10 yıldır deniz belgeselleri çekiyor. “Flipper’ın Kâbusu” adlı son belgeselinde, Türkiye’ye Japonya’dan getirilen gösteri yunuslarının trajedisini filme aldı. Türkiye’de şu an 12 yunus gösteri merkezinde, 50’yi aşkın yunus “görev yapıyor”.



Devamını oku...
 

Devamını oku...
 



Rus Bilim Adamları Genetik Olarak Değiştirilmiş Fast Food'un Grip Salgını İle Bağlantısı Hakkında Uyarıyor
Devamını oku...
 


Easy Energy firmasının yapmış olduğu YoGen Max olarak adlandırılan bu ürün dünyanın neresinde olursanız olun dizüstü bilgisayarınızı ayağınız ile şarj etmenize yarıyor. Aktif olarak bilgisayar kullanıyor ve acil bazı durumlarda otobüste ya da uçakta şarjınız bitiyorsa ve dışardan biraz aptalca görünmek umurunuzda değilse bu ürün tam size göre. Çünkü ürünün tek kötü yanı dışardan aptal bir görünüm oluşturması.
YoGen Max herhangi bir laptop çantasına sığacak kadar küçük ve hafiftir. Çalıştırıldığında 60-80 watt güç üretebilen ürün, yorulduğunuzda 12 adet şarj edilebilir ünite ile gücünüzü kesmeden devam edebiliyor. Easy Energy firması bu gücün sıradan bir dizüstü bilgisayarın çalışması için yeterli bir güç olduğunu açıklıyor.
Ürün henüz satışa sunulmamış. Fakat bayilerden ön sipariş alımı ile satışa sunulması bekleniyor. Henüz bir fiyat açıklaması da mevcut değildir.
Ürün hakkında daha fazla bilgi almak için resmi internet sitelerine bakabilirsiniz.
http://www.easy-energy.biz/yogenmax.htm
Devamını oku...
 
ABD’li bilim insanları, ağaçlarda yetişen bir tür mantardan doğrudan araç deposuna doldurulacak kalitede yakıt elde edilebildiğini ortaya çıkardı. Patagonya’nın yağmur ormanlarında bulunan organizmanın ürettiği kimyasalın mazota çok benzediğini söyleyen uzmanlar, üretimi yapılabilirse mantar türünün önemli bir yakıt kaynağı olacağını, bu sayede milyarlarca dolar harcamaya gerek kalmadan kullanılacak alternatif enerji kaynağı bulduklarını söylüyor. Bu mantar türünün içinde bulunan enzimler ve yoğun karbon iyi bir enerji kaynağı olacak gibi görünüyor. (The Guarian)
 
Kaynak: Radikal gazetesi
 

KUZEY Kutbu'nda buzların 5- 10 yıl içinde eriyeceğini iddia eden bilimadamları yeni bir uyarı yaptı. Son iddialara göre bu yaz Kuzey Kutbu'nda buz kalmayabilir.

Küresel ısınmanın hızı bilim adamlarını da şaşırtıyor. Bundan önce 2080 yılına kadar Kuzey Kutbu'nda buz kalmayacağını iddia eden bilim adamları, daha sonra buzun katmanının incelmesi nedeniyle 5- 10 yıl içinde yazları buz kalmayacağını duyurmuştu. Şimdi ise aynı bilim adamları bu yaz buz kalmayabilir uyarısı yapıyor. İngiltere'nin önde gelen gazetelerinden İndependent, manşetinde verdiği haberde, `İnanılmaz ama insanlık tarihinde ilk defa bu yıl Kuzey Kutbu'nda buz kalmayacak' uyarısında bulunuyor.

Bilim adamlarının buzların erime ihtimalin yüzde 50'den fazla olduğunu söylediğini yazan gazete, tarih boyunca oluşmuş buz tabakalarının yerini küresel ısınmayla birlikte ince buz tabakalarının aldığını, bu nedenle bu yaz Kuzey Kutbu'nda buz kalmayacağını duyuruyor.

Son haftalarda uydudan gelen bilgilerin buzların en hızlı erime dönemine girdiğini gösterdiğini belirten bilim adamları, bu yıl geçen yıllara göre erimenin daha erken başladığını ve bunun çok endişe verici olduğunu söyledi. Geçen yıllarda hiç incelmeyen buz tabakalarının daha şimdiden çatlama gösterdiğini yazan gazete, bilim adamlarının bu konudaki endişe ve uyarılarına geniş yer ayırdı.
Gazete ayrıca, buzların erimesiyle açık denizlerden teknelerle seyahate olanak sağlanabileceğini duyurarak bunun gerçekleşmesinin küresel ısınmanın en dramatik örneği olacağını kaydetti.

 

Naylon torbaya teslimiz

 TRABZON - Prof. Dr. Tevfik Özlü, naylon torba kullanımı çılgınlığına karşı, Çevre Bakanı’nı göreve çağırdı. Özlü, “Kullanılan naylon poşetlerin sadece yüzde 1’i geri dönüştürülüyor, geri kalan yüzde 99’u doğada kalıyor. Kimyasal maddeler içeren naylon poşetler, sadece toprağa değil, içine koyduğumuz sebze ve meyveler aracılığıyla insan sağlığına da zarar verebiliyor” dedi.

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Özlü’nün verdiği bilgiye göre dünyada her yıl yaklaşık ‘500 milyar adet’ naylon torba üretiliyor. Doğada dönüşüm süresi 400 ile 1000 yılı bulan  bir malzemenin, ‘son derece yaygın ve sınırsız’ biçimde kullanıldığını vurgulayan Özlü, “Kâğıt veya dönüştürülebilir diğer ürünler yerine naylon kullanılması yanlıştır. Bu ürünün ücretsiz olarak sunulması da ihtiyacın üzerinde poşet kullanımını teşvik ediyor. Artık ülkemizde naylon poşet kullanımı sınırlanmalıdır. Çevre Bakanlığı bu konuda sorumluluğunu yerine getirmelidir” diye konuştu,

Önlemler zor değil
Prof. Dr. Özlü, Türkiye genelinde naylon torba kullanma çılgınlığını frenlemeye yetecek oldukça basit önlemleri de sıraladı.

“Birçok gelişmiş ülkede olduğu gibi marketlerde alışveriş sonrası verilen poşetler ücretli hale getirilebilir. Böylece aşırı tüketim önlenebilir. Gereken hukuki düzenlemeler yapılarak, naylon poşetlerin üzerinde hiçbir şekilde tanıtım amaçlı mesaj yer almaması sağlanabilir. Mesajlı, markalı torbalar için kâğıt veya kumaş gibi alternatif malzemeli ürünlerin kullanımı teşvik edilebilir. Özendirici, şık naylon poşet kullanımına özel birtakım vergiler getirilebilir. Okullarda, halk eğitimlerinde, medyada naylon poşet kullanımıyla ilgili bilgilendirici eğitim programları yapılabilir.

Gıda sektörü dışında, naylon poşet kullanımı zaruri olan alanlarda yeniden dönüştürülen materyal kullanımı teşvik edilebilir. Yeniden dönüşümü teşvik etmek üzere, belediyeler ayrı çöp toplama kutuları tahsis edebilir.” (aa)

 

En ferah araştırma: 10 yıl serin kalması beklenen okyanuslar gezegen sıcaklığında artış olmamasını sağlayabilir

PARİS - Küresel ısınma, en az 10 yıl serin kalması beklenen okyanuslar tarafından telafi edilebilir. Araştırmayı yapan Almanya'nın Hamburg kentindeki Max Planck Enstitüsü'yle Kiel kentindeki Leibniz Deniz Bilimleri Enstitüsü'nden araştırmacılar açıkladı: Kuzey Atlantik serinledi, Pasifik Okyanusu tropikal sıcaklığını koruyor, deniz akıntılarının dolaşımı zayıfladı ve kuzey yarımküreye daha az sıcaklık getiriyor. Araştırmacılar, 10 yıl boyunca sürmesi beklenen bu sürecin, gelecek 10 yılda gezegen sıcaklığında artış olmayacağını düşündürdüğünü kaydediyor. Bu sürecin, geçici olarak Avrupa, Amerika, Kuzey Afrika'da kasırgaların büyümesine, aşırı sıcaklıklara ve kötü hava koşullarına karşı koyacağı da düşünülüyor.

Bu arada Baykal Gölü de 60 yılın en yüksek sıcaklığına ulaştı. Dünyanın en büyük gölünün sıcaklığının 1.21 derece artması nedeniyle çoğunluğu sadece göle has olan yaklaşık 2 bin 500 canlı türünün tehlikede olduğunu gösteren çalışma bu ay 'Global Change Biology' dergisinde yayımlanacak. Dünya tatlı su kaynaklarının yüzde 20'sini oluşturan buz gölü Baykal, aynı zamanda dünyanın tek tatlı su fok balığı yuvası. (aa, Reuters)

Kaynak: Radikal Gazetesi

 

Prof. Dr. Özcan KÖKNEL

Gelişmemiş, azgelişmiş, gelişmekte olan birçok ülkede olduğu gibi, ülkemizde de çoğunluk, ekmeği temel besin maddesi olarak kullanıyor. Ülkemizde insanlar, günlük besin gereksiniminin yaklaşık yarısını ek­mekten sağlıyor. Kişi başına günde 100-800 gram arasında, ortalama ola­rak 350-400 gram ekmek tüketiliyor.İnsanların "beyaz ekmek merakı" nedeniyle kentte ve kırsal kesimde ekmekler beyaz undan yapılıyor.

Beyaz un üretmek için değirmende, buğday tanesinin içinden buğday özü oğulcuk ile kaba ve ince kepek ayrı­lıyor. Ayrılarak bir yana konulan bu buğday özü ile kaba ve ince kepekte, E vitamini, Omega-3 ve 6, protein, karbonhidrat, zengin vitamin, mineraller ve lif bulunuyor.

Bu vitamin ve minerallere sahip olmayan beyaz undan yapılan "sünger ekmek" açlık duygusunu bastırıyor ama beslemi­yor. İnsanlar temel gıda maddesi olan ekmekten alması gereken enerjiyi, vitamin­leri ve minarelleri alamıyor.

Tam buğday unundan yapılan ekmek in­sanın sağlıklı beslenmesi için gerekli enerjinin yüzde kırkını sağlarken, buğdayın en önemli bölümleri çıkarılarak üretilen beyaz undan yapılmış beyaz ekmek yiyenler açlıklarını bastırıyor ama beslenemiyor.

Enerji ala­mıyor. Sağlıkları bozuluyor.Toplumu bu kadar yakından ilgilendiren bu konuda topluma bilgi verilmediğinden, neyin ne olduğunun farkına varılamıyor. İnsanlar, beya­zın da beyazı "sünger ekmek" yiyerek hem sağlığını, hem de enerjisini kaybediyor.Enerjisi ve vitamini alınmış beyaz undan yapılan sağlıklı besleme özelliği yok olmuş beyaz sünger ekmek tüketimi çok olduğundan ticari fı­rınlarda üretilen ekmeklerin tamamına yakını beyaz ekmek olarak üreti­liyor.Beyaz ekmek, gelişmişlik, kentli olma özentisinin simgesi olarak bes­lenme sorunlarına yol açıyor.

Bunun kötü sonuçlan çocuklarda, gençler­de ve yetişkinlerde değişik biçimlerde ortaya çıkıyor. Annelerin yetersiz beslenmesi sonucu doğan bebeklerde ve çocuklarda ölüm oranları artı­yor. Her beş çocuğumuzdan birinin boyu yaşına göre kısa kalıyor. Çocuk­larımızda demir yetersizliği anemisi görülüyor. Yetişkinler demir yeter­sizliği anemisi sonucu çabuk yoruluyor. İyot yetersizliğinden tiroid soru­nu ortaya çıkıyor. Guatr, kemik çarpıklığı hastalıkları artıyor.

Vitamin ve çinko yetersizliği vücut dengesini bozuyor. Diyete bağlı kalp hastalıkları, damar hastalıkları, yüksek tansiyon sorunu önem kazanıyor. Kolesterol artıyor. Kanser, şeker hastalığı, ostropoz, kemik kırılmaları giderek yayı­lıyor.

 

Kâğıttan temizlik ürünleri bir anda nasıl da, pamuktan havlularımızın, bezlerimizin yerini aldı. Sorgusuz, sualsiz kabullendik tuvalet kâğıtlarını, peçeteleri, havluları kâğıt endüstrisinin "al, at" diyerek verdiği pasla, kendi kalemize bir güzel "gol" atıyoruz. Kolay, hazır, yıkama derdi yok, temiz görünümlü, alıyorsun bir sefer kullanıp atıyorsun. Oysa kendimizi, geleceğimizi atıyoruz çöpe.

Bir kâğıt havlu ne kadar kötü olabilir ki?
Yeterince kötü, açıkça söylemek gerekirse ölümcül olabilir. Kâğıt havlularla ilgili problem en başta dioksinin varlığından kaynaklanıyor. 75 üyeden oluşan kimyasal ailesine "dioksin" adı veriliyor. (Bunlardan biri Vietnam savaşı’nda ABD tarafından bir silah olarak kullanılmıştı.) Dioksinler, kağıt sanayinde, klorla ağartma işlemi sırasında oluşuyor ve araştırmalar evlerimizde kullandığımız ürünlerde dioksinin izlerine dikkat çekiyor.

Araştırmacılar zehirli kimyasallar sıralamasında başı çeken dioksinlerin, östrojen gibi "doğal steroid" hormonlarını taklit ederek birçok biyokimyasal reaksiyonu başlattığından söz ediyor. En ufak miktarları bile, akne ve eklem ağrılarından uykusuzluğa, kansere, doğum bozuklukları ve bağışıklık sistemi zayıflığına kadar çeşitli rahatsızlıklara sebep olabiliyor. Dahası dioksinler ve kuzeni "furans" yağda çözünür olduğundan bedenimizdeki yağ hücrelerinde birikme eğilimi gösteriyor. Dioksinlere anne sütünde dahi sıklıkla rastlanıyor. Bebekler yetişkinlere göre 200 kat fazla dioksine maruz kalabiliyor.

Satın aldığımız tuvalet kâğıtları, kâğıt mendiller, süt veya meyva suyu kartonları, tamponlar, kahve filtreleri, tek kullanımlık çocuk bezleri, peçeteler, kâğıt tabaklar vb. eğer klorlu ağartma işleminden geçiyorlarsa düşük dozlarda dioksin içeriyorlar. Dioksinler bu ürünlerin herhangi birinden yiyeceklere ve vücudumuzun duyarlı kısımlarına geçebiliyor.

Bu bileşiklerin en ufak miktarının bile laboratuvar hayvanlarında kansere sebep olduğu belirtiliyor. ABD Çevre Koruma Bürosu, dioksinleri "olası insan kanserojeni" sınıfına alıyor.

Kullandığımız bu ürünler çöplüklerde yakıldığında dioksinler, hava yolu, sanayinin kirlettiği su kaynakları, bu su kaynaklarıyla sulanan tarım ürünleri ve su ürünleri yoluyla da bize ulaşabiliyor. Bu arada kâğıt hamuru ve kâğıt fabrikalarının atık sularının içerdiği tek zehirli madde dioksin değil. Ontario Çevre Bakanlığı’nın 1986 yılında yaptığı araştırmada alüminyum ve çinko dâhil dikkat edilmesi gereken 41 madde (benzen, kadmiyum, kurşun, civa pcb’ler, tölüen vs.) tespit edilmiş.

Dioksinlerden korunma
İyi haber; dioksinlerden, ağartılmamış veya klor içermeyen kâğıt ürünleri kullanarak kurtulabilirsiniz. Kötü haber ise; düşük talepten dolayı bunların piyasada bulunmalarının zor oluşu.

Diğer bir çözüm ise geri dönüşümlü kâğıt kullanmak. Geri dönüşümlü kâğıtlarda diğer ürünlere göre daha az ağartma yapılıyor. Düşük sıcaklıklarda çalışılıyor olması da geri dönüşümlü kâğıtta dioksin oluşumunu azaltıyor.

Avrupa’da birçok kâğıt fabrikasında, ağartma işlemlerinde klor yerine "oksijen", "peroksit" ve "sodyumhidroksit" kullanılıyor. Fakat teknoloji değişiminin maliyeti kâğıt sanayini bu alternatiflerden uzak tutuyor.

Hiç şüphe yok ki, bu problemin cevabı çevreci tüketicilerin yapacakları alışveriş tercihlerinde ve örgütlü tüketici baskısında, hatta kâğıt havlu gibi ürünleri hiç almamakta. Bizler bu ürünleri tüketmeyi sürdürdükçe, firmalar ekonomik açıdan başarılı kâğıt üretimlerini değiştirmeye girişmeyecekler.

Bu yazı Buğday dergisinden alınmıştır. Çocuklarımıza bırakacağımız dünyanın yaşanılabilir olması için.
 

 
Devamını oku...
 
Devamını oku...
 
Devamını oku...
 
Devamını oku...
 
Devamını oku...
 
Devamını oku...
 
Devamını oku...
 
Devamını oku...
 
Devamını oku...
 
Devamını oku...
 
Devamını oku...
 
Devamını oku...
 
Devamını oku...
 
Devamını oku...
 

Anket

Kendinizi mutlu bir insan olarak değerlendiriyor musunuz?
 

Sigara ve Hayatımız

Dünyada sigara yasakları nasıl?

ABD: ABD’nin Kaliforniya eyaleti, dünyada en sıkı ve geniş çaplı sigara yasağının uygulandığı yerlerden biri.
Devamını oku...
 
Sigaranın İçinde Neler Var?
Bunlar kanserojen maddelerdir ve en tehlikelileri arsenik, benzin, kadmiyum, hidrojen siyanid, toluene, amonyak ve propilen glikoldur.
Devamını oku...
 

AB 'Dumanlı Ülke' İstemiyor!
AB ülkeleri birer birer sigarayla savaşa tam destek veriyor.
Devamını oku...
 

Pipo birçok kanser türüne davetiye çıkarıyor

ABD Ulusal Kanser Enstitüsü'nün yayın organında yer alan bir araştırma raporuna göre, pipo tiryakileri de sigara tiryakileriyle aynı hastalık risklerini taşıyor.
Devamını oku...
 

Puro İçmek Güvenli midir?

Puro ne kadar büyükse zehirli içerik özellikle amonyak, nitratlar ve kadmiyum daha fazladır.
Devamını oku...
 

Nargile İçmek Güvenli midir?

Nargile dumanı da bağımlılık yapan nikotin maddesi içerir ve diğer tütün ürünleri gibi gittikçe daha sık nargile içenler bağımlı olduklarını söylemektedirler.
Devamını oku...
 

Sigara Tiryakiliğine İlk Adım

Sağlık Bakanlığı'nın yayımladığı bildiride “Sigaradan hem aktif, hem pasif içici olarak uzak durun“ denildi.
Devamını oku...
 

Uyumadan Önce Sigara

Sigarayı hayatınızda azaltmak amacı ile, alıştığınız akşam düzenini tamamen değiştirin.
Devamını oku...
 

Babalar Dikkat

Çocukların kanser hastalığı %15 sigara içen babalar yüzündendir.
Devamını oku...
 

Hamile Kadın ve Sigara

Hamileliği tespit ettiğiniz anda sigarayı bırakmalısınız, yoksa çocuk doğuştan nikotin eğilimli olacaktır.
Devamını oku...
 

Basından Seçmeler

Basından sizler için derlediğimiz haberleri okumak için lütfen tıklayın .

Haftanın Sözü

En iyi nasihat; iyi örnek olmaktır.

 

 

Malcolm X

Bebek Köşesi

Gezegenin 100 Aylık Ömrü Kaldı

Ambalaj Atıklarınız İçin


                    Sitedeki yazıların izinsiz kopyalanması ve yayınlanması yasaktır. Site Tasarım: Hasan "Sonsuz" Çeliktaş, Üst Fotoğraf:Yürek Akbar